info@kreaturk.com

Yaratıcılık Öğretilebilir mi?

Yaratıcılık Öğretilebilir mi?

Günümüzde özel yeteneklilerin eğitimi, 21. yüzyıl becerileri, yaratıcılık ve eleştirel düşünme gibi konulara olan ilginin arttığına hep beraber şahit oluyoruz. Özellikle özel yetenekli çocuklar için eğitim imkanlarının oluşturulması, bu çocukların sahip oldukları potansiyeli daha da çok geliştirebilecekleri manasına gelmekte. Yani “Biz zekayı eğitebilir miyiz?” diye bir soruyu sormaya bile gerek duymuyoruz. Tarihin çok önceki dönemlerinden, Osmanlı ve günümüz Rusya Kremlin saray örneklerine kadar zekanın eğitilebilir yönünü toplumca çok iyi biliyoruz. Çok hızlı değişen ve büyüyen bir dünyada zekanın bir tık ötesine artık yaratıcı olmanın geçtiğini görüyoruz. Özellikle başarılı şirketler, kendi bünyelerinde zeki bireylerden ziyade çalışkan ve yaratıcı bireylerin olmasını istiyor. Yaratıcılık, devlet ve şirketleri ayakta tutan güç olma durumuna geçmekte. Dün hayatımızda hiç olmayan birçok eşya artık bizlerin bir vazgeçilmezi durumunda. Bu değişim birilerinin halihazırda var olanın yetersizliğinin farkına varıp, alışılagelmişin karşısına geçip ve bazı durumlarda toplumu karşısına alarak kendi bildiği fikrin arkasında durmasıyla gerçekleşmiştir. Yani burada yaratıcılığın sadece bir yenilikçi düşünme biçimi olmaktan çıkıp aynı zamanda dirençlilik ve risk alabilmek gibi bazı diğer kişilik özelliklerini de yanında bulundurduğu varsayabiliriz.

Peki yaratıcılık öğretilir mi? Zeka gibi yaratıcılığı da öğretebilir miyiz? Eğer doğum sırası ve yaratıcılıkla ilgili olan yazımızı okuduysanız bunun cevabını az çok biliyorsunuz demektir. Doğum sırasıyla ilgili olan yazımızda, ortanca kardeşlerin ilgi odaklı dezavantajlı durumlarını kendi lehlerine çevirmeleri için verdikleri uğraş ve çabanın bu ortanca kardeşlerin yaratıcılık performanslarına olan pozitif etkisinden bahsetmiştik. Yani bir şekilde bizler yaratıcılığımızı geliştirebileceğimizi biliyoruz. Yani yaratıcılık doğumdan itibaren bizle gelen, sabit kalan ve geliştirilemeyen bir olgu değil. Uygun ortam ve fırsatlar sağlandığı takdirde kendisini gösteren ve geliştiren bir yapıya sahip olduğunu ortanca kardeş çalışmalarından anlayabiliyoruz. Bunları nasıl yorumlayacağız peki? Uygun ortam nedir? Bu sorular aklınızı karıştırabilir ama göründüğü gibi karmaşık değil bu kavramlar.  Bu durumu çok küçük bir örnekle anlatmaya çalışacağım.

İki sınıf ve iki farklı öğretmen düşünün. Bunlardan biri, ödev olarak öğrencilerine İstanbul hakkında bilgi toplamlarını istiyor. Kütüphane veya internetten detaylı bir araştırma yapacaklar ve İstanbul’u anlatacaklar. Diğer bir öğretmen ise öğrencilerinden İstanbul, Ankara ve İzmir’den şehirlerinden hangisine taşınmak istediklerini temellendirerek açıklayan bir ödev hazırlamasını istiyor.

Birinci öğretmenin vermiş olduğu ödev, her ne kadar bizlerin takdirini alan ve uygulanmasını destekleyebileceğimiz bir yaklaşım olarak gözükse de aslında öğrencilerin tek yaptığı zaten var olan bir bilginin aktarılmasından öteye gitmemektedir. Öğrenci, çalışmasına kendinden bir şey katmamakta, öğrencinin düşünmesine gerek kalmamakta ve öğrenci ortaya yeni bir fikir çıkarmamaktadır. İkinci öğretmenin vermiş olduğu ödev, her ne kadar birinci öğretmenin verdiği ödeve benzese de arada çok büyük bir fark bulunmaktadır: Açık uçluluk. Bu ödev, basit bir şekilde var olan bilginin sadece aktarılmasını değil, araştırma sonucunda elde edilen verilerin karşılaştırılmasını, sentezlenmesini, kendi değer yargılarından geçirilmesini ve öğrencinin kendine özgü farklı bir fikri ortaya koymasını içermektedir. Sadece soru tipinde yapılan küçük bir değişiklik dahi bizlerin günlük yaşamda düşünme rutinimizin üst düzey düşünme becerilerine hitap eden ve yaratıcılığı destekleyen bir yapıda olmasına fırsat vermektedir.

Bir başka örnek ise problem temelli öğrenme olarak gösterilebilir. Bu metot, problem durumu hakkında öğrencilere üstü kapalı bir başka değişle hastalıklı yapıda (ill-structured) yapıda yönergeler vermektedir. Öğrencilerin, problemin gerçekten ne olduğunu akıl yürüterek, araştırarak ve sorgulayarak bulmaları gerekmektedir. Bu da açık uçlu yapıda yönergelere bir örnektir. Öğrenciye hazır olarak tüm bilgi ve durumların verilmesi yerine öğrencinin kendisinin keşfetmesine imkan tanınarak öğrencinin sadece yaratıcı düşünme becerilerinin değil aynı zamanda üst düzey bilişsel becerilerinin gelişimine de fırsat tanınmaktadır.

Konuyu daha fazla uzatmadan başlığımızın cevabını özetleyelim: Yaratıcılık öğretilebilir ve geliştirilebilir ama bizim geleneksel olarak anladığımız şekil ve metotlarla değil. Öğrencilere açık uçlu sorular sorarak ve kendilerinin keşfetme ve sentezlemesine fırsatlar veren ortamlar yaratarak yaratıcılığın gelişmesine destek olabiliriz. Ortanca kardeşler, ilgiyi üzerlerine çekebilmek için ilk çocuk ve küçük kardeşlerin doğum sırasında kazanmış olduğu avantajı analiz etmiş, sentezlemiş ve kendilerince yeni yöntemler kullanarak ebeveynlerinin ve diğerlerinin ilgisini elde etmeye çalışmışlardır. Önlerine hazır bir senaryo sunulmamıştır. Bu yüzden yaratıcılığın gelişiminde kesinlikle uygun ortamların yaratılması vazgeçilmezdir diyerek bu yazımızı burada sonlandırıyoruz. Lütfen sizlerde kendi tecrübe ve deneyimlerinizi bizlerle yorumlar kısmından paylaşınız.

Dr. Burak Türkman

Bir cevap yazın